Müşterilerimizin ürün ihtiyaçlarını en iyi şekilde belirleyerek paslanmaz çeliğin işlenebilmesi için yatırımlar yapıyoruz.

Bize Ulaşın

0264 276 56 56

Faks

0264 275 30 40

Email

info@sps.com.tr

GÜNCEL HABERLER

İndüksiyon Seçimiyle Fark Yaratıyor

Birçok çelik fabrikasının aksine Bilecik Demir Çelik üretiminde indüksiyon ocağını tercih ediyor. Genel Müdür Muammer Bilgiç ile bu farklı tercihlerinin nedenlerini ve avantajlarını konuştuk. Bilecik Demir Çelik Genel Müdürü Muammer Bilgiç “İndüksiyon ocağı, çevre etkisi en düşük olan ergitme prosesidir” diyor.

Türkiye’deki en büyük yerli hurda ve metalik geri dönüşüm şirketi Kılıçlar Grup’un 2014 yılı başında satın aldığı Bilecik Demir Çelik, lokasyondan üretim kapasitesine kadar sahip olduğu farklılıklarla çelik sektörüne yeni bir anlayış getirmeyi hedefliyor. Alışılanın aksine ark ocağı yerine indüksiyon ocağı kullanılan fabrikanın Genel Müdürü Muammer Bilgiç; “Lokasyon olarak Bilecik’e baktığınızda Türkiye’deki genel demir çelik rotasının dışında bir seçim olduğunu görürsünüz. Bilecik Demir Çelik, bu rotanın hemen tümüyle dışında olan bir tesis. Lokasyon olarak,  üretim prosesi olarak, sadece hurdayı kullanmamaya yönelik amaçlar olarak, boyut olarak genelden farklıdır” diyor.

 
Bilecik Demir Çelik’in Türk çelik sanayisindeki konumu ve kuruluştan günümüze yapılanması hakkında bizleri bilgilendirir misiniz?
 
Bilecik Demir Çelik, 2007’lerde yatırım kararı alınmış, 2009’larda devreye girmiş, ancak o zamandan sonra istenilen düzeyde bir çalışma programına ulaşamamış bir tesis. Şirket 2014 yılı başında İzmir’deki Kılıçlar Grubu tarafından kurucu sahiplerden satın alındı. Böylece bazen bir vardiya, bazen aylarca durarak ayakta kalmaya çalışan Bilecik Demir Çelik, el değişimiyle birlikte farklı bir tempoya kavuştu. Ben de tesise bu satın almayla birlikte geldim. Kılıçlar Grubu, Türkiye’deki en büyük yerli hurda ve metalik geri dönüşüm şirketidir. İzmir merkezli olan firma İzmir, İskenderun, Sivas, Bursa ve Bilecik Bozüyük’te metal geri dönüşüm tesislerine sahip. Bu tesislerde hurda toplanıyor, proses ve boyutlandırma dahil içindeki bir takım değerli malzemelerin alınması ve bunların ürüne dönüştürülmesi gerçekleştiriliyor. Tam bir metal geri dönüşüm firması. Bir de buna ilave olarak; cüruf geri dönüşümü işini yapıyor. Kılıçlar, yaklaşık 1980’lerin başından beri, özellikle İzmir’de, bu sektörde aktif. Aynı zamanda nervürlü yapı çeliği dediğimiz inşaat demirinin Türkiye’deki önemli iç pazar satıcılarından biridir. Firma, hammaddeden başlayarak üretimi ve pazarlanması ile birlikte prosesin dikey entegrasyonla tamamlanması konusunda bir niyete sahipti. BDÇ’nin satın alınmasında bu uzun dönemli vizyon etkili olmuştur. 
 
Kılıçlar Grubu’nun ’un BDÇ’yi satın almasını belirleyen belli başlı parametreler nelerdir?
 
Lokasyon olarak Bilecik’e baktığınızda Türkiye’deki genel demir çelik rotasının dışında bir seçim olduğunu görürsünüz. Bursa’daki iki tesis, Karabük ve Sivas dışında Türkiye’deki neredeyse bütün demir çelik tesisleri deniz kenarındadır. 1980’lerin başında 2-2,5 milyon ton olan üretim, 2013 yılında 36 milyon tonlara kadar çıkmıştır ve Türkiye dünyadaki 7. büyük üretici olmuştur. Bu, önemli bir büyümedir.  Türkiye, Çin ve Hindistan ile birlikte son 30 yılda en büyük gelişmeyi gösteren ülkedir.  Türkiye’de demir çelik, ihracat odaklı bir sektör olmuştur. Büyük tonajlı çelik fabrikaları kurulmuştur. Çoğunun başlangıcında haddecilikten çelik üretmeye doğru bir dönüşüm vardır. Üretilen çelik cinsi ağırlıklı olarak nervürlü yapı çeliğidir. Bu tesislerin hemen hepsi hurda esaslı ve elektrik ark ocağıyla çalışan tesislerdir. Bilecik Demir Çelik, bu rotanın hemen tümüyle dışında olan bir tesis.  Lokasyon olarak,  üretim prosesi olarak, sadece hurdayı kullanmamaya yönelik amaçlar olarak, boyut olarak genelden farklıdır. Peki, aksi istikamette bir yatırım kararı alırken, mevcut genel rotanın bir sakıncası olduğunu mu düşündük? Evet, çünkü bu yönde büyümenin artık doyuma ulaştığını, temel öğelerinin yavaş yavaş işlememeye başlayacağını düşünüyoruz. İhracat olarak sıkıntılı bir döneme giriliyor,  en temel sorun olan maliyet ve rekabet edebilirlik nedeniyle ihracatta sıkıntılar yaşanma olasılığı yüksektir. Vardığımız sonuçlar sadece bugünün sonuçları değil, dün de, ondan önce de böyle düşünüyorduk. Türkiye’deki pazarın giderek büyüyeceğini, sadece inşaat çeliği için değil, diğer tüm çelikler için talebin aratacağına dair bir öngörümüz var. Ki bu öngörümüzü destekleyen veri, bu yıl ihracatın düşmesine rağmen iç piyasadaki çelik tüketiminin yüzde 14 artmasıdır. Bu çelik talebi sadece deniz kenarında artmıyor, tüm ülkede artıyor. Ana rota dediğimiz deniz kenarındaki sadece hurdayla çalışan ve sadece yapı çeliği üreten büyük tesislerin dışına çıkmak gerek. 
 
Sektörün kanıksanmış rotasından ayrılan Bilecik Demir Çelik, nasıl bir rota izleyecek? 
 
İhracatı ve ithalatı düşünmüyoruz, sadece var olduğumuz bölgenin hammaddesi, hurdasıyla, sadece bu bölgeye yapı çeliği vermeyi hedefliyoruz. Bu; fabrikanın boyutunda, lokasyonunda ve teknolojisinde farklı tercihleri beraberinde getiriyor. Bizim fabrikamız Türkiye’deki genel kullanımın aksine ark ocağıyla değil, indüksiyon ocağıyla çalışıyor. Onun dışındaki tüm prosesler aynı. 
 
İndüksiyon ocağı seçiminin sebepleri nelerdir? 
 
İndüksiyon, avantajları ve dezavantajları olan bir ocak. İndüksiyon ocakları daha küçük, daha modüler, kapasitenin artırılıp azaltılmasına olanak tanıyan bir ocak tipi. Türkiye’de yapı çeliği ya da büyük tonajlı kitle çeliği üretimi için yeni bir proses. İndüksiyon ocakları genellikle Türkiye’de döküm sektöründe kullanılıyordu. Çelikhanelerde kullanılması çok yenidir. İndüksiyon ocağının bir diğer avantajı; ergitme prosesi olarak sadece elektrik enerjisinin kullanılmasıdır, entegre tesisler dediğimiz cevherden faydalanan tesisler ve diğer tüm  hurda  esaslı ark ocağı tesisleri elektrikle birlikte kimyasal enerjiyi kullanır. Kimyasal enerji, yapısı gereği bol miktarda karbondioksit emisyonuna neden olan bir enerji türüdür. Görece daha ucuzdur ama kimyasal enerjiyi uygulama yatırımları ve yol açtığı emisyonun limitler içerisinde tutulması için gereken yatırımlar önemli kalemlerdir. İndüksiyon ocağı, çevre etkisi en düşük olan ergitme prosesidir. Çevre etkisini Türkiye’deki genel algının aksine çok fazla önemsiyoruz, çünkü dünyanın ve sektörün geleceğinde çok önemli  olacaktır. Global ısınmanın sınır tanımayan özellikleri her bireyin, her kuruluşun bu konuya önem vermesini gerektirmektedir. Şimdiye kadar bunlar, Türkiye’de firmaların kendi bilinçleriyle yapmaları gereken çalışmalardı. Giderek,  artık dünyanın, uluslararası anlaşmaların ya da ülkemizdeki yasaların zorlamasıyla da ivme kazanacaktır. 
 
İndüksiyon ocağının sadece çevre etkilerinin minimum olmasının yanında, etkilerinin/ atıklarının elleçlenmesi, bertaraf edilmesi konusunda da avantajları büyüktür. İndüksiyon ocağından üretilen çelik/ton başına çıkan toz miktarı 3-4 kilo iken bu oran bir ark ocağında 18 kilodur. Bir ark ocağı bizden 5 kat fazla tozu filtrelemek ve bertaraf etmek zorundadır. Ark ocağında indüksiyon ocağından beş kat fazla su kullanılır. İndüksiyon ocağı,  malzeme verimliliği en yüksek olan prosestir. İlk yatırım maliyeti diğer seçimlere göre daha düşüktür. Tüm bunların yanında dezavantajları da var elbette ama biz dezavantajlarını yönetilebilir kılıp üretimimizi sürdürüyoruz. Bir de indüksiyon ocaklarının diğer birçok prosese kıyasla temiz çelik üretimine olanak sağladığına inanıyoruz. Gaz kalıntıları ya da metalik olmayan kalıntılar açısından indüksiyon ocağıyla üretilen çeliğin daha iyi olduğunu düşünüyoruz. 
 
Biz tesisimizin kapasitesini yaptığımız ilave yatırımlarla birlikte 300 bin ton olarak tanımlıyoruz. Türkiye’de hiçbir çelik üreticisi üretim kapasitesini milyon tondan aşağı tutmaz. Milyon tonluk hedefin ticari olarak, proseste ya da pazardaki risklerinin de dikkate alınması gerekiyor. Bir kez daha vurgularsak; bu tesisin satın almasında demir çelik sektörünün Türkiye’de ve dünyadaki genel durumu, çevresel etkiler maliyet ve birçok parametre dikkate alınmıştır.